|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik Tarihi: 28.03.2007
Yer: İstanbul
Mesaj: 13
|
kaybolan arılar
Bir makaleden elime geçti, kaynak yok elimde ama paylaşmak istedim enteresan bir konu aynen aktarıyorum: Amerika, Almanya, Ispanya, Hirvatistan… Dunya, kovanlarina geri donmeyen milyonlarca bal arisinin saskinligi icinde. ABD de kayip yuzde 70lerde. Turkiye de yuzde elli tahmin ediliyor. Olusu bulunan bazi arilarda HIV benzeri durum gorulse de olay aciklanamiyor. Kimine gore genetik degistirilmis bitkiler, kimine gore bakteriler, pestisidler… başka bir haberde de: Albert Einstein'in arilarla ilgili, "If the bee disappeared off the surface of the globe, then man would only have four years of life left." dediği söylenmiş... yorumu konuyla ilgili bilgisi olan varsa onlara bırakıyorum
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Üyelik Tarihi: 30.08.2006
Yer: İstanbul
Yaş: 21
Mesaj: 201
|
Re: kaybolan arılar
Çocukluğumda, her denize gittiğimizde, yüzmekten sıkılınca, kuzenimle 40'ar cm mesafe ile kumu kazmaya başlar ve ve yeterli derinliğe ulaşınca birbirine tünel açarak bağlamaya çalışırdık. Akşam üstü olup eve dönme vakti geldiğinde ise tüneli, üstünde zıplayıp göçertir ve öyle giderdik.
İşte bu içgüdüyü hepimizin taşıdığını ve hiç bir zamanda yitirmediğini ve çağımızın en büyük hastalığının bu içgüdüyle tetiklenen bencillik olduğunu düşünüyorum. Dünyayı bu hale biz getirdik ve hala olay yerine dönen katil psikolojisiyle seyredip belkide üzülüyoruz... |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Üyelik Tarihi: 11.03.2004
Yer: Istanbul
Yaş: 25
Mesaj: 63
|
Re: kaybolan arılar
belki metafizik olayına girecek ama yazıyla bağlantılı olarak okuduğum bir metni paylaşmak isterim 5 yıl sonrası için dünya üzerinde gerçeklemesi tahmin edilen bir olay
gerçi Marduk'un dünya yakınından geçmesinide 4 yıl sonra diyorlar bu da olabilir ![]() Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak. 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanların 2 sarmallı DNA'ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA'ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların chakra'ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek. Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek. İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler. 12 sarmallı DNA'ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya'da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya'da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek. Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer. Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya'mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak: 1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık 2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu) 3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri. 5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç). Kısaca, foton kuşağı dünya'daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak. Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene'nin "Galaktik İnsan" kitabını tavsiye edebiliriz. --------------- Foton Kuşağı Etkisi Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret. Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı'nın değişimi ve Foton Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz. Edmun Halley tarafından keşfedildi Keşif, ingiliz astronom Sir Edmund Halley'in (1656-1742) günlerinde başlayan Pleiades çalışmalarıyla başladı. Halley, bu yıldız grubundaki 3 yıldızın Yunanlılar tarafından belirtilen yıldızlar arasında bulunmadığını ortaya çıkardı. Yunan astronomlar ya da Halley yanılmış olabilir miydi? 1991 yılında yayınlanan bir makalede sunulan diagrama göre 6 yıldız; Merope, Atlas, Teygeta, Electra, Coeleno ve güneşimiz Pleiades'in bir yıldızı olan Alcyone'nin yörüngesindeler.Daha sonra Halley şu sonuca vardı: Pleiades takımı belli bir hareket sistemiyle ilerliyordu. Bu tez, Frederick Wilhelm tarafından onaylandı. Pleiades, her yüzyıl için 5.5 saniye kesin bir hareketle döngüsüne devam ediyordu. Foton Kuşağı etkisine ilk kez Atlantis devrinde girildiği sanılıyor Kuşağın başlangıç noktası, küçük bir atom parçası ve onun yörüngesinde olan bir grup elektrondan ibaret. İngiliz fizikçi Paul Adrian Maurice Dirac, her bir partikül için bir anti-partikül bulunduğunu öne sürmüştü. 1932'de Carl David Anderson bu anti-partikülü buldu ve ona "positron" adını verdi. 1956'da anti-proton ve anti-nötron keşfedildi. Bir anti-partkül şekillendiğinde, sıradan bir partiküller evreninde meydana gelir ve bu, bir elektronla buluşup çarpışmasından önce bir anlıktır. Bu çiftin toplam kütlesi "Foton" formunda enerjiye dönüşür. Bu yeni ve önceden görülmemiş bir enerji kaynağı gücü sunar. 1961 yılında uydu kaynaklı araçlar tarafından bir foton kuşağı keşfedildi. Bu kuşağın gezegenimizden 400 ışık yılı uzakta olduğu açıklandı. Astronom Jose Comas Sola yedi yıldızlı Pleiades takımı üzerinde özel bir çalışma yaptı ve bir sistem oluşturduklarını keşfetti, ki bizim güneşimiz ve daha pek çok yıldız da bu sistemin parçalarıydılar ve her biri kendi gezegensel sistemlerine sahipti. Güneşimiz bu sistem yörüngesini 24.000 yılda tamamlıyor. Bu 24.000 yıl iki bölümde alınıyor; 10.000 yılı karanlık (ya da Galaktik Gece), 2000 yıl ise Foton Kuşağı'nın ışığında geçirildiği sanılıyor. Ve bazı bilim adamları tarafından, bulunduğumuz dönemin ışık bölgesine geçiş olduğu tahmin edilmekte. Tahmin edildiğine göre böyle bir olay dünyanın oluşumundan beri bir kez deneyimlendi ve bu tarihin de Atlantis devrine rastladığı öne sürülüyor. Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi içermekte. İlki, "Null Zone" (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak. 2012'de Işık devrine geçiş yapılacağı söyleniyor Foton Kuşağı, Dünya ile çarpışmak üzere olan yoğun bir foton(ışık parçacıkları) enerji bandı olarak rapor ediliyor. Ulaştığında 5 günlük bir karanlık, elektriksizlik, yoğun ufo inişleri, insanlık için psişik yeteneklerin ortaya çıkması, insan bedeninde oluşan değişimler (transformasyonlar) ve daha pek çok değişim beklenmekte. Şu anda karanlık dönemin sonunda olduğumuz ve bu dönemin 2012'de son bularak 2000 yıllık "ışık" devrine geçiş yapılacağı söyleniyor. Yıldız aktivasyonu güneş sistemimizin Pleiades (Alcyone yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile başlayacak. Yaşanılacağı tahmin edilen en büyük deneyim ise, bu kuşağa girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz. Bu sıçrayış elbette ki beraberinde bir çok farklılık ve mutasyonlar getirecek. Şimdiden deneyimlediğimiz olaylar da aslında bu sıçrayışı doğrular nitelikte: ciddi iklim değişiklikleri, kıta transferleri, v.s. Ayrıca bu kuşağa girildiğinde bilinçlilik boyutlarının her birine geçiş imkanına sahip olacağımız tahmin ediliyor. Şu anda küresel bilinç değişiminin sonuçlarını da birebir deneyimliyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran savaş ortamı, toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen olumsuzlukların da bu geçiş döneminde, ya da "null zone"da bulunmamızdan dolayı olduğunu düşünebiliriz. Bütün canlılardaki değişim Yaşadığımız bu dönem ve beklenen değişimler kutsal kitaplarda, mitolojide ve bilim adamları tarafından da ayrıntılı şekilde incelenmişti. Raporlara göre, Foton Kuşağı'na girildiğinde, gökyüzü ateş gibi gözükecek, ancak soğuk olacak. Bu değişim ve yansımalar elbette ki içine girilen kuşağın etkileriyle birlikte ortaya çıkan kimyevi değişimler ve tranformasyonların sonucunda kendilerini açığa çıkaracaklardır. Kuşağa ilk önce güneşimizin girmesi halinde ani bir karanlığın olması da söz konusu, ki bu sürenin 110 saat kadar sürmesi tahmin ediliyor. Güneşsel radyasyon ve Foton Kuşağı'nın arasındaki etkileşim gökyüzünün yıldızlarla dolu gibi gözükmesine neden olacak. Dünya bu kuşağa girdikçe tüm moleküller uyarılmış olacak ve atomlar mutasyona uğrayacaklar. Bu duruma bağlı olarak fiziksel yapılarda (insanla birlikte hayvan ve bitki aleminde de) farklılıkların meydana gelmesi bekleniyor tabii ki. Null Zone ve Schumann Rezonansı Bu kuşağa girmeden önce, yani bu zamanda, "Null Zone" (sıfır bölgesi) denilen zaman deneyimlenmekte. Bu dönem boyunca sismik aktivite ve volkanik hareketlenme görülüyor. Ayrıca iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak şiddetli tayfunlar, fırtınalar ve hortumlar gözlemleniyor. "Null Zone", bir başka deyişle, madde ve madde olmayan bütün partiküllerin yok edildiği yer. Oluşacağı beklenen bu foton etkisi çok önemli, zira bize yeni bir enerji kaynağı sunacak. Bu kaynak, doğal olarak fosil yakıtlara bir son verecek ve bunun sonucunda da tahmin edildiği üzere daha yaşanılabilir bir dünya oluşturulmuş olacak. Bu bölgeye geçişin kanıtı olarak gösterilen en güçlü kaynak ise Schumann Rezonansı. Dünya'nın kalp atışı olarak nitelendirilen bu titreşim daha önceki zamanlarda 8.1 iken günümüzde 12.1'e yükselmiş durumda, ve hızla yükselmekte. 13.0 olduğunda ise "Null Zone"un tamamlanmış olacağı rapor ediliyor. Astrofiziksel hesaplamalara göre Foton Kuşağı'na saatte 208.800 km hızla gireceğiz. Kuşağın enerjisi fiziksel sonuçların yanında eterik ve spiritüel anlamda da kendini gösterecek. Bilimsel veriler, ciddi ve hızlı bir değişim olduğuna işaret ediyor Rus bilim adamları tarafından açıklanan değişimler de galaksinin merkezinden gelen enerjinin varlığını teyit eder yönde. Dr.Alexey N.Dmitriev'in çalışması gösteriyor ki gezegenlerin atmosferleri, gezegenlerin kendileriyle birlikte büyük bir hızla değişim geçiriyor. Örneğin Mars atmosferi zamanla daha kalınlaşıyor; Ay, kendi atmosferini oluşturmakta. Ya da bu tarz bir değişimi kendi gezegenimizde görebiliyoruz: atmosferdeki HO(hidroksit) oranı daha önce hiç ölçülmediği kadar fazla. Bu oran küresel ısınma, florkarbon emilimleri ya da bu tarz oluşumlar sonucu oluşmuyor; sadece kendilerini gösteriyorlar. İyonosfer tabakasında plazma jenerasyonu, magnetosferde magnetik fırtınalar, atmosferde ise siklonlar aracılığı ile enerji boşalımları oluşumları gözlemleniyor. Daha önceden nadir rastlanan atmosferik yüksek enerji fenomenine artık daha sık ve yoğun rastlanmakta. Gaz-plazma zarfının maddesel birleşimi de transforme olmaktadır. Gezegenlerin manyetik alanları ya da parlaklıkları da hızla değişiyor, artıyor. Jüpiter, Venüs, Uranüs ve Neptün, bu sonuçların alındığı gezegenlerden. Rus Ulusal Bilim Akademisi Foton Kuşağı üstüne çalışmalar yapıyor Dünyamızda eyleme geçmiş olan transformasyonlar ise aşikar. Gün be gün artan sismik aktivasyon, volkanik hareketlenmeler ve diğer bir çok doğal felaketler elbette ki gözlerden kaçmıyor. Dr.Dmitriev'in belirttiği ve dikkat çektiği nokta ise bu çeşit bir değişimin dünyada daha önce 10.000 yıl önce görülmesi. Burada göze çarpan ve bazı topluluklar tarafından ortaya atılan konu ise güneş ile dünyanın değişimleri arasındaki bağlantı. Maalesef bu tarz konularda çoğu bilgi ifşa edilmiyor. Bu tarz araştırmaların yapıldığı bir merkez de Sibirya'daki Rus Ulusal Bilim Akademisi. Burada yapılan çalışmalar sonucu edinilen bilgi ise şöyle: Şu anda Güneş Sistemi'nde yaşanılan enerjisel değişimin tek olası sebebi farklı-daha yüksek olan bir enerji alanına giriyor olmamız olabilir. Ve bu yüksek enerjiye geçişin sonucunda DNA spirallerinin kendileri de değişim geçirmekteler. Şimdiye kadar hayatımızda yer alan bilim araştırmaları sonucu elde ettiğimiz bilgilerle ortaya çıkarılan 2 sarmallı DNA yapısı hızla mutasyona uğramaktadır. Bu sıçrayışla da bu sarmalın 2'den 12'ye çıkacağı biliniyor. Bu enerji emiliminin Güneş Sistemi'ndeki tüm maddelerin özünü değiştireceği bekleniyor, ki bir bir de deneyimliyoruz çevremizde. Aslında tüm bunlar, hücresel ya da ruhsal boyutta olsun, bize pek yabancı değil. Çevremizde her an deneyimlediğimiz olayların dökümü sadece. Kainata dikkatlice baktığımızda ve onu içsel sesimizle dinlediğimizde bunlardan farklı bir şey duymayacağımız da aşikar. Hergün yaşadığımız ve gün geçtikçe artan doğal felaketler, politik sürtüşmeler, savaşlar, içsel değişimler binlerce yıldır beklenilen dönemin getirileri elbette. Bunların hepsi asırlardır bekleniyordu; kutsal kitaplarda olsun, kadim medeniyetlerin yazıtlarında olsun her zaman karşımıza çıktılar. Şimdi ise bu değişime tanık oluyoruz ve yeni dönemin getirdiği farklılıklara yaşamlarımızı adapte etmeye hazırlanıyoruz. Zira başka seçeneğimiz de yok; ya değişimi kabul edecek ve "bir" olacağız, ya da eski enerji ile birlikte savrulmayı göze alacağız. Kaynaklar: http://www.sanctusgermanus.net/curre...ton%20Belt.htm http://www.bibliotecapleyades.net/es..._fotones_4.htm http://www.burlingtonnews.net/photonbelt.html http://www.tmgnow.com/repository/glo...ophysical.html http://www.diagnosis2012.co.uk/new.htm |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Üyelik Tarihi: 05.08.2006
Yer: İstanbul
Mesaj: 119
|
Re: kaybolan arılar
Foton kuşağı hakkında bende bir makale okumuştum, burada dikkatimi çeken mayaların takvimi ile foton kuşağı aynı yıla denk geliyor...Peki bu olay gerçekleşirse buna biz kıyamet mi ? diyeceğiz... eğer kıyamet deniliyorsa mayaların takvimine göre gün çarşambaya denk geliyor ? Kur'an-ı Kerim'de belirtilen gün ise cuma...
Açıkcası kafam çok karıştı, tek anladığım var çok yakında yok olacağız, arılara olduğu gibi... |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) | ||
|
Re: kaybolan arılar
Alıntı:
Kıyameti tarif eden bazı ayetler: "Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar kararıp döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğünde, gebe develer salıverildiğinde, vahşi hayvanlar toplanıp biraraya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, nefisler çiftleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda, defterler açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, herkes ne hazırladığını bilir..." Tekvir Süresi. "Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, mezarların içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu yapıp gönderdiklerini ve yapamayıp geride bıraktıklarını bir bir anlar..." İnfitar Suresi Alıntı:
"Onlar orada ne bir boş lakırdı ne de yalan işitirler. Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükafatıdır. O, göklerin yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O rahmandır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. Ruh ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun..." Naziat Suresi "Onlar orada ebedi kalacaklardır, ne bir korku ne bir hüzün yoktur onlar için." Düşüncelerin okunabilmesi konusunda; "Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır..." Tarık Suresi Hadislerde de, güneşin batıp, 3 gün doğmayacağından ve sonrasında battığı yerden doğacağından bahsedilir. O gün iman edenlerin imanlarının artık kabul görmeyeceğinden de... Ayrıca mecaz anlamları da olabilecek olan, Deccal (Bir kişi olduğu görüşünde olanların yanısıra, bir kavram, dünyayı etkisi altına almış bir olay, fiil vs. olduğu görüşünde olanlar da var), İsa Peygamber'in yeniden yeryüzüne gelmesi (mecazi olarak İsa'nın gerçek anlamıyla tanınması, Allah'ın oğlu vs. gibi sıfatlardan arınması) , yecuc ve mecuc denilen iki milletin dünyayı istila etmesi (Çin olduğuna dair tahminler yürütenler var.) Meydanlarda ve ortalık yerde insanların eşekler gibi cinsel ilişkiye girmeleri ve kıyametin de onların üzerine kopacağına dair hadisler vardır. (Detayları için Buhari, Müslim Kıyamet alametleri bölümlerine bakılabilir.) |
|||
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Söz bitti……………..Vaktimiz kalmadı ağlamaya…
Arılar kaybolduğundan beri içimde bir burkulma var. Yüzbinlercesi yok oldu. Onlar yokken hayatta yok. Bitkilerin tozlanması, meyvelerin oluşumu ağaçların çoğalması, hayvanlar ve insan da yok. Küresel ısınma raporlarını okurken, işgal altında ülkelerde yaşanan kıyımı, sebepler yüzünden hesapsızca ölen öldürülen insanları görürken anlaşılmaz bir burkulma duyuyorum. Kabullenemiyorum gördüklerimi. Zıvanadan çıkmış halde kendi haklı dünyalarında korkunç yaşayışlarıyla sürdürüp gideceklerini düşünüyorlar yaşantılarını.
Oysa görenler biliyor ki, insan son demlerini yaşıyor dünyada, milyarlarca olmasına karşın bundan sonra ektiğini biçeceği devre başladı. Zamanımızın sonu gelirken yalınlaşıp kendimize çeki düzen vermekten ve korkusuzca sevgiyi, insani duyguları savunmaktan başka çaremiz yok. İnsan insanla sınanacak, kalpler kalplerle. Aşağıdaki sözler bana ait değil. Sizlerle paylaşmak istedim. Söz bitti……………..Vaktimiz kalmadı ağlamaya… insan kendini bilmekten vazgeçti zalim oldu ve karanlığa koşar oldu. ve mutluluğun mayası sevgi gözyaşının ırmağı oldu insan insana kıydı artık bundan sonra kurban İNSAN.
__________________
Portfolyo | Güneşin Tam İçinde | DeviantArt Mihrace.Net ! | 3d Gözlük | Ebu'l-iz | Kimin Eli? | Reklam-im |
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Üyelik Tarihi: 05.08.2006
Yer: İstanbul
Mesaj: 119
|
Re: kaybolan arılar
Evet ,haklısın fakat mayaların takvimine göre 21 aralıkmıdır ? bildiğim 22 aralıkta hatta şurada yazıyor:
http://www.sabah.com.tr/ozel/maya942/dosya_942.html o halde 22 aralık'ta cumartesi gününe denk geliyor. |
|
|
|
| Sponsorlu Bağlantılar | |
|
Zoque.Forum
Reklam
|
|
Zoque'a hoşgeldiniz!|
En popüler ilk 100 etiket
Tag Cloud
|
| acil adsl ajax almak arama araniyor ariyorum ariyoruz asp bilen bilgi bilgisayar blog calisma css div domain dosya eleman film firefox flash font form forum fotograf freelance google gore grafik grafiker hakkinda hangi hata hatasi hosting html ilgili ilk image internet istanbul |