|
|
#1 (permalink) |
|
Biri bizi kerizliyor,siz de bizi
İki bakanlıkta reddeti, o internet tasarısını size kim verdi? Biri bizi kerizliyor,siz de bizi “Olaylar”ı, 31 Mayıs’ta Hürriyet başlattı: “İnternet için 5 yıl hapis… Tantan’ın talimatı ile hazırlatılan İnternet Yasa Tasarısıyla, ilk kez internete yönelik ceza tanımı getiriliyor. Suçu işleyene ve internet personeline 5 yıla kadar ceza verilebilecek…” Bu birinci sayfa anonsu, ekonomi sayfalarından birinde beş parçalı, yarım sayfalık bir haber olarak devam ediyordu. Başlık, bu kez doğrudan Tantan üzerinden çalışılmıştı: “Tantan, internete 5 yıl hapis istiyor…” Belli ki, gazete tasarının tam metnine ulaşmıştı. Sayfa (16) ve madde (27) sayısına kadar her şey tamamdı. Fakat Hürriyet’in haberi, “İnternete polis copu” başlıklı, Sadettin Tantan fotoğraflı çerçeveyle birleşince, biraz başka yerlere yelken açmış gibi bir görüntü vermiyor da değildi. Ki, biz bunu 31 Mayıs’ta “Hürriyet’in haberinde bir nevi ‘bir taşla iki kuş vurmak’ durumu var sanki” diye belirtmiştik. Olayın bugün geldiği aşamayı ve taşıdığı anlamı daha iyi anlayabilmek için, o günkü “çerçeve”ye şimdi biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Önce “çerçeve”nin tamamı: “İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, İnternet Üst Kurulu Yasa Tasarısı’na Avrupa Birliği’nin 1999 yılında Seul’de yaptığı bir toplantıyla ilgili çalışma raporunu da ekledi. Bu raporda, dönemin İnterpol Başkanı’nın şu sözlerinin altı çiziliyor: ‘İnternetin kanayan yara, suç batağına dönüşmesine rıza gösteremeyiz. Bugünkü yaklaşım sürerse, internet orman kanunlarının hakim olduğu bir alana dönüşür.’ “Tasarıya eklenen bilgi notunda, şu değerlendirme yapılıyor: ‘Türkiye’nin AB aday üyeliği ile ilgili tartışmaların sürdüğü bu günlerde, AB’nin internet konusunda aldığı tutumu büyüteç altına almakta da fayda var. Ne ilginçtir ki, ‘demokratlığı’ üzerine hevesli nutuklar atılan AB, internetin polis copuyla ‘çekidüzene’ sokulması çabasında en önde giden emperyalist blok.’ “ Gördüğünüz gibi deli saçması bir “bilgi notu”ydu bu… Zaten 31 Mayıs’ta biz de, bu bizi aşar anlamında bir şeyler söylemiş, tam orada durmuştuk. Belki bugün “bilgi notu”nun o tuhaf içeriğinin “amaç”a daha çok hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Hürriyet’in haberiyle vedalaşmadan önce, o gün imâ ettiğimiz şeyi biraz daha açabilir, şu soruyu sorabiliriz: O haber, o başlık tercihi, o çerçeve, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile Doğan Grubu arasındaki gerilimden bağımsız olarak ele alınabilir mi? Ertesi gün ve sonrası Ertesi gün (1 Haziran) Hürriyet’te ve birkaç gazetede yer alan bir haber, işleri biraz daha karıştırdı: İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamada, “bir gazete”de çıkan haberin doğru olmadığı, evet, bir tasarının olduğu ama onu İçişleri’nin değil, Adalet’in “şeyttiği” bildirildi. Böylece tasarının sahibinin belli olması sayesinde “kamuoyu” haftasonunu rahat geçirdi. Pazertesi de bir sorun yoktu. Fakat salı günü (5 Haziran) Milliyet köşe yazarı Tuncay Özkan devreye girdi ve her şey gene karıştı. Özkan’ın, “İnterneti kim hallediyor?” başlıklı yazısından: “Adalet Bakanlığı’nı aradım. İnternet yasasıyla ilgili düzenlemeleri nasıl gerçekleştirdiklerini soruşturmak üzere. Bana söylenen, bakanlığın yasayla ilgisinin hiç ama hiç olmadığı. Yasa başkaları tarafından hazırlanmış. Yani İçişleri Bakanlığı yanlış adres göstermekteymiş. “Adalet Bakanlığı yetkilileri, bakanın İnternet Üst Kurulu Yasa Tasarısı’nı kendisinin hazırlamadığına dair, çeşitli yerlere gönderdiği açıklamaları faksladılar. Bakan Türk diyor ki, ‘Sözü edilen İnternet Üst Kurulu Yasa Tasarısı konusunda tarafımdan herhangi bir talimat verilmediği gibi; Bakanlığımızca da herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.’ “ Artık bu kadar kargaşadan sonra yasayı kimin hazırladığı konusunda bir “araştırmacı gazetecilik” beklerken, karşımıza bir “inançlı gazetecilik” örneği çıkıveriyor. Özkan, devam ediyor: “Peki ama o zaman interneti kim kilitliyor? Birileri takiye yapıyor. Ben kim olduğunu biliyorum. Sadece bu konuda değil, her konuda takiye yapıyorlar. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kapatılmasına ilişkin davanın oluşturulmasında, son dönemde düzenlenen operasyonların siyasî boyutlarının gizlenmesi noktasında hep yalan ve takiye var. Gün gelir belgeleri toplar, bütün bunları açığa çıkartırım. O zaman yırtılan maskelerin altından çıkacak pehlivanların okurlarımı şaşırtacağını hiç sanmıyorum.” Yani Özkan diyor ki, ben tasarıyı kimin hazırladığını biliyorum (İçişleri Bakanlığı ve Sadettin Tantan) ama şimdilik maskeyi indirmiyorum, günü gelince indiririm. Okurlarım, tasarıyı gerçekte kimin hazırladığı konusunda endişe etmesinler, benim inandığım şeye inanmaya devam etsinler; rahatlasınlar… İyi de, okurlar, Özkan’ın bu yazdıklarını Sadettin Tantan-Aydın Doğan televizyon savaşlarından; Sadettin Tantan-Tuncay Özkan vali savaşlarından nasıl ayrı tutacak? Tutmalı mı? Geldiğimiz noktayı bir kez daha hatırlatarak bitirelim: Günlerdir bir tasarı üstüne tartışıyoruz, ama o tasarıyı kimin hazırladığını hâlâ bilmiyoruz. Top, birbiriyle kavgalı Doğan Grubuyla İçişleri Bakanı; birbiriyle–cezaevi meseleleri üzerinden- kavgalı İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanı; birbiriyle kavgalı İçişleri Bakanı ile Milliyet yazarı Tuncay Özkan arasında gidip geliyor ve biz hâlâ bu tasarıyı kimin hazırladığını bilmiyoruz… “Haber” üzerinden birbirini vurmaya çalışan bakanlar, gazeteler, gazeteciler… Ama ortada “haber” yok! (5 Haziran 2001) Kaynak : http://www.medyakronik.com
__________________
Türbülansa girmiş uçakta ateist bulamazsınız. |
|
|
|
|
Zoque'a hoşgeldiniz!